• bugün (180)
  1. ya ben izmir'de oturuyorum, her hafif sallantıda ödüm patlıyor ama iki saniye sonra 'iyi bari' deyip kargo takibime dönüyorum. geçen gece yine sallandı, annemi aradım, kargom da yolda, ikisi de ayakta çok şükür. allah korusun da, bu korkuyla yaşamak da bir hayli yorucu.
  2. ah ah, biz çocukken 'titremek sıtma' derdimizdi, şimdi bilmem kaç yaşındayız hala binalar titrediğinde içimiz titriyor dede. eskiden sokakta oynarken önümüze sandık çekilirdi oyun olsun diye, şimdi altımızdaki zeminin zikri bile oynuyor ya hu bu ülkede. yeşilçam'da bir sahnede kapı gıcırtısı uyunca o zamanlar oyuncak altının yeri titrerdi koltuklarımızda, şimdi fay hattı için hazırlık olmadan yapılan her apartmandan toz çıkacak.

    hatırlarsanız eskiden ... neyse, oda toplum hafızası işte. cumhuriyeti kuran bizim kuşağımız gibi sağlam çıkalım diyorlar ya bir cami çıksın da kubbelerden tarih dökülsün, bizim vicdanımız da sırtımızdan oynamasın dedim kendime. allah kimseyi üstüne tavan çöktürmesin, eskiden var olan o sağlam hissini şimdi elektronik postalarda arıyoruz.
  3. ben 99 depremini gördüm geçirdim, o çadırda üç gece sabahladım, bilmeyen konuşmasın boşuna. gençler şimdi iki komşusuna güvenip oturuyor, bir çantada su yok farkında değil. bak evladım, korkmak ayıp değil ama önlem almamak ayıptır, bunu baban söylüyor hadi kulak ver.

    kolonlara bakacaksın, kirişlere bakacaksın, malzemeden çalan müteahhitten uzak duracaksın. bizim zamanımızda böyle mimarlık oynamazdı, zamanında mukavemet desenli bina yapıp ismini koyuyorlar. bankacılıkta, teknolojide telefonunla binayı kontrol edemezsin ama varsa bir çatlaksa göreceksin önce farkına var. dörtlük kuralını öğren, sert sarı yastığa yatma basit bunlar, öğüdüm budur.
  4. yaşadığımız her sallantıda elimiz telefona gidiyor, oysa deprem çantası hâlâ kapının ardında bakir duruyor ayol; e-devlet'e girip afet kaydımıza bakmak da cabası, işte böyle şekerim.
  5. bugün yatağımı sağlamlamak kararı aldım, ayol sabah deprem çantası sevdası internetten delik bavula kadar, mutfağa bile mline koyuyorum, kat da savunulursa odama poster selam evrene şenlik şekerim yerine atlayacağım var açık sabık ahiret, artık rahat.
  6. dün yatak odasında eşlenmeyi yeniden ayarlarken fay dayanıklı mı diye duvarına korkuluğa baktım, çünkü bu işi bizzat tecrübe diyeceğim. benim çocukların montaj hariç söyleyeceğim şu: deprem çantasının içine koyduğun bisküvi ve konserveler çok dayanıyor da su gerçekten bitiyor, iki litre yetmiyor. avizeyi takıp düşmesin diye kancayı sağlamlamayan çıraklar var, ben yaşadım diyim haberin olsun.

    şehirde arçelik servisteki adam bana yatay kontrol için bir fikir verdi, onu unuttum evin duvarına sabitlediğim dolap civatasını geçen hafta iyice sıktık. kesin bu kadar büyütmenin anlamı yok diyen olabilir, aman allah korusun büyüyünce büyük olur. ben çocuğun yatağının yanına bir fener koydum, buna eklenecek bir şey daha gelirse markette alırım. tanıdık biri anlattı; önemli olan elinde planın, dolabında suyun olması, gerisini biriktirmek yerine fişlere not düşüyorum.
  7. bu duyguyu tam olarak kelimelere sığdıramıyorum sanırım, gece olunca telefonun alarmına bakıyorum, hiç bildirim yoksa içim rahatlamıyor tam tersine kötü geliyor. en ufak sallantıda beş dakika çıkıp arka sokaklara yürüyorum, kimseye de söylemek istemiyorum, yorgunluk gibi geliyor bir yerden sonra.

    inşaatı güven diye yedirdikleri binaları görünce büsbütün susuyorum, her gün yirmi yenisi dikiliyor sanki. kendime yer arıyorum kâğıt üstünde, gidip komşunun kapısını dinliyorum. iş yerinde de aynı, zaten hazır ol dedikleri binada bile baston gibi merdiven var, kalbim çıkana kadar inerim. zor.
  8. izmirde oturuyorum ve ayol sorma, gece gece bir deprem olsa diye hep tetikte yatıyorum. telefonum eli minderde, çantam hazır, eh daha ne olsun. bugün bir arada üşenmedim kargo siparişi verdim, deprem çantasına koymak için ıvır zıvır, kozmetik makinesi bile dahil.

    sadece kendim için değil canlarım, komşularla toplandık, apartman olarak hep birlikte çanta hazırladık. ayol insan yalnız kalsa bile toplumla birlikte bir tık rahat oluyor. o titreşimleri yaşamak nasip olmasın ama hazırlıklı olmak lazım.

    bu tarz bakınız için bkz: deprem çantası
  9. burada almanya'da yer sarsılmaz da ben yine de her hafta türkiye'den gelen habere bakıyorum. bir arkadaşım hollanda'dan döndüğünde anlatıyor, oralarda bizim gibi ensede bir beklenti yok. bina eski mi, kolon var mı, zemin nasıl diye sormak zorunda kalmıyorlar. biz mesafeden bile bunu düşünüyoruz.

    uzaktan yaşamak böyle bir şey şekerim. sevenini, şehrini koruyamıyorsun, sadece ekrandan sayıları izliyorsun. deprem çantası bile getiremedim, fazla eşyayla yolculuk kararı aldırmıyor bana. sıla özlemi bir yana, sıla kaygısı daha ağır basıyor.
  10. eskiden böyle değildi, insanların aklında bu kadar değildi deprem korkusu. şimdi televizyonu açıyorsun haberler, telefonunu alıyorsun bildirimler... hep deprem, hep korku. biz çocukken böyle korku filmi gibi bir şey hissetmezdik bu kadar. belki o zamanlar bu kadar bilgi akışı yoktu, belki daha az biliyorduk ama denecek şu ki: bilmek de yoruyor insanı.

    gene de aklın bir köşesinde hep duruyor o korku, hayatın gerçeği bir yerde. elden gelen tek şey hazırlıklı olmak ve elden geldiğince sevdiklerimize sımsıkı sarılmak. gerisi rabbim bilir.