-
geçenlerde eski fotoğraflara baktım, ohh o eski günler... şimdiki diyet programları, üç gün aç kal, beş gün detoks yap, bunlar bana hep eczane reyonu gibi geliyor. eskiden şeker derdik, tatlıcıdan alıp yerdik; bu kadar hesap kitap mı vardı?
şimdi herkesin elinde bir diyet uygulaması, bir adım sayar. bir de o arkadaşlar var, akşam yemeğinde salataya bile karbonhidrat diye bakıyor. benim için asıl diyet, sabah simidi elinden almayalı şunun şurasında otuz yıl oldu. mevzubahis güzellik olunca insanlık hali; ama her şeyin ölçüsü vardır vesselam.
-
yurtdışında yaşayınca insanın diyeti de farklılaşıyor. almanya'da her şeyin 'light' ürünü varken, ben türkiye'den annemin gönderdiği paketi iple çekiyorum. ama diyet işini almanya'da kesin kurallarla yapıyorlar; paketi aç, gramajı tart, kalorisine bak. hollanda'ya gidersen aaa başka hikaye, her şey sokakta ucuza satılan şeyler ve sen masaya oturacaksın yine makarna. gurbette iki kültür arası gidip gelmek yetmiyor, bir de bel ölçüsü arasında mücadele ediyorsun. en son kendime dedim; 'türkiye'deyken bile lastik macununa dayanamıyordun, burada ne arıyorsun?' işte bu yüzden diyet deneyimlerim çok etkili oldu ama hepsi de kendi içimde kaldı.
ayrıca ben bu diyet meselesinin bir de manevi boyutu olduğunu artık öğrendim; kimine şifa olsun diye bir iki ekmek yiyorsun, gurbette kimse kimseye yemek yapmıyor çünkü herkes kendi tabağından besleniyor. düşünüyorum da bu türkiye'de yazılacak bir mevzdu herhalde. buradaki konserve, gurbetçi olduğun zamanların süsü. ama sevdiğim kişi de isterse 'gel sende akşam bezelye yiyelim' diyebilir; asla demiyor tabi, çünkü perihan kendi hayatında diyet. (bkz:
yurtdışında diyet yapmak)
-
kırk yedi yıllık hayatımda o kadar çok diyet gördüm ki evde bankacılığı bıraktım diyetisyenliği düşünüyorum. herkesin elinde farklı bir uygulama, kimisi aralıklı oruç tutuyor kimisi karbonhidratı hayatından silmiş.
size öğüdüm şudur, kulaktan dolma bilgilerle kilo vermeyin. teknolojik cihazlar da alet olur ama ben bunu tribünlere değil kendi ekmeğime oynarım. önce kendi vücudunuzu dinleyin.
ne diyetler yaptık biz bu yaşa kadar, sonunda anladık ki iş iradede. (bkz:
kalıcı kilo vermenin yolları)
-
ben bu filmi çok gördüm evladım, akşam yemeğini atlayıp sabah simitle 'dengeledim' sanan bir nesille büyüdük resmen.
kalıcı olan tek şey su içmek ve yürümek, gerisi hikaye.
-
her yeni gün şehirde yeni bir diyet duyuyorsun, bir sabah ondan beslenirsin yolun sonunda yeşil bulursun öğlence doğayı düşünürsen kapının kilidi zorlanıyor. ben yıllarca portakal istemiş yemiş bir adamım, akşamları pencere kenarında salatalık turşusuyla bir kefir mum. kilo vermek biraz da yalnızlığı öğrenmek, semtin pazarında domates alırken düşünmek gibi geliyor bana.
gerçekten devam eden iki spor var; biri sabah kalktığında bacakların duymayası, diğeri düşünmesen ötürü yerinde kalırsın. ben bütün bu yıllarda 'yarın' sözcüğünün ne yaptığını anladım; mideyenin hacmi diyeti değişir, insanın ruh hâli bozulur önce. bu yüzden elektronik tartı alıp rafta bağımsız bırakıyorum, onunla değil kendi hissiyatımla tartmak kendimi öğrendim çünkü. geceleri iki kaşık yoğurda aynı masada bakmasını öğrendim diyelim.
-
ben denedim söylüyorum, bu diyet işi gerçekten tam bir sabır ve hesap kitap meselesi. sabah kalkınca ılık su, sonra kahvaltıda iki haşlanmış yumurta, bir dilim tam buğday ekmeği, peynir, domates... bunları yazarken bile yoruldum. markete gidiyorsun, etiketleri okuyorsun, kalori hesabı yapıyorsun, kasiyer arkadaş bile alıştı artık halime, her seferinde 'yine mi diyet' diye bakıyor.
bir hafta çok güzel gidiyor, sonra bir misafir geliyor, bir tepsi börek çıkıyor ortaya, sen direniyorsun ama akşam buzdolabının kapağını açtığında kendini o börekten bir dilim alırken buluyorsun. iki kilo veriyorsun, bir kilo alıyorsun, sonra diyorsun ki boşver, ben bu bedenimle de güzelim. vejetaryen, ketojenik, akdeniz usulü... hepsini denedim. en sonunda anladım ki önemli olan az yemek değil, kendini dinlemek.
-
diyet deneyimleri garip bir dünya, girdiğin yere girdiğinde ne çıkacağını hiç kestiremiyorsun. bir haftadan lahana çorbası, sonra başlıyorsun bilime ama lâkin bu destan. akşam yemekte tek yeşillik döndeyken hayatın sakin akışı acı tatlı allahaısmarladık akşamlar bırakıyor insanda.
mesela taşındığım semtte bir diyetisyen vardı, idare ederdi ama asıl mesele ne kendimde ne listesinde, mesele sabırlı olup azla yetinmeyi öğrenmek.* insan by lokma dönercinin önünden geçerken pes değil tanrının verdiği irade kadarıyla imtihan ediliyor sanki.
-
emekli maaşıyla diyet yapmak da ayrı bir mücadele ayol bak şimdi. yok öyle "kinoa, avokado" tarifi verip iki çeşit sebze paralarını harcamak. kendim yürüyüşe çıkıyorum, sabah bir saat iki saattir yürüyorum, yetiyor da artıyor.
ha bir de şu uygulamalara sinir oluyorum. indirdim ben de merak edip, şifreyi unuttum bir hafta uğraştım e-devlet yetmedi. sgk girişi de karıştı arasına. kaç kilo verdiğinizi soruyor da, sürecin ne kadar bürokratik olduğunu sormuyor kimse. ben şükür istikrarlı gidiyorum da, eski tatlara dönmüyorum diyelim de geçelim.
-
ayol eskiden bir kilo domatesin kokusu tüm sokağı sarardı da rejim yapan mı olurdu şekerim, şimdi her şeyin içinde şeker tuz var da insan istemesin mi ne yapsın.
-
iki haftada üç kilo verdim diyenlere inanmıyorum, tartıdaki oynama su kaybından başka bir şey değil bence.