-
eskiden memurun elinden tutup bu belge yarın çıkacak diyeni arıyorsun, şimdi sisteme girip üç hafta sonrasına randevu alıyorsun şekerim.
teknoloji ilerledi de onun derdi bitti mi sanki, yine araya duayla bir yere geliyoruz, eski günlerin çıkar yolunu özlüyorum ayol.
-
şekerim bu sistemle sabahın köründe randevu kovalamak tam bir eziyet, insanın sinirlerini alt üst ediyor. hele o 'sistem yoğun' yazısını görmek yok mu, içim şişiyor vallahi.
-
ben denedim söylüyorum, sabahın köründe kalkıp e-devlet'e giriyorsun ama randevu bir saniyede kapıveriyor kızlar. neyse ki artık hastane randevusu için muayene gününe kadar beklemek yok da en azından ilaç raporu işlemleri için hâlâ o ekranı yenile babam yenile, sinirlerim bozuluyor vallahi.
-
e-devlet randevu sistemi gerçekten iki tarafı da düşünmek gereken bir konu. bir yandan sabahtan akşama boş yer kovalıyorsun elinden telefon düşmüyor insanın. diğer yandan düşününce o sisteme düşen randevu talebini karşılayacak personel de bir sınırda. ankara'da bu işler böyle, ne çok kolay ne imkânsız; kotayı yakaladın mı şükür, yakalayamadın mı yarın tekrar dene diyorsun.
-
ey ahali, şu e-devlet randevu sistemi varya, insanı çıldırtır. saat tam 09.00'da girmen lazım, saniyeler önemli. ben bir kere yurtdışından bağlanıyordum, internet gecikmesi yüzünden hep bir adım geriden gittim. sanki kontenjan dağıtırken gizli bir elle dağıtıyorlar, sen tam tıklıyorsun hop kapı kapanmış. almanya'daki termin sistemine alışkınım, orada en azından sıraya giriyorsun beklersin ama randevuyu alırsın. buradaki sistem adeta sabır testi, ama allahtan randevu bir kez alındı mı işler tıkır tıkır yürüyor.
yani kısacası sevgili sözlük, sabırlı ol, hızlı ol ve internetin iyi olsun. başka çaresi yok bu işin.
-
buradan bakınca her şey tıkır tıkır görünüyor da bir randevu almak için ülkeye dönmek gerekiyor sanki. takvim açılıyor, boş gün yok, sonra bir anda hepsi doluyor. özlemle açıyorum siteyi her seferinde sinirle kapatıyorum, o da ayrı bir mesele.
-
ya bu sistemin tek derdi var: beni bekletmesi. bakıyorsun sabah dokuzda randevu var yazıyor, tıklıyorsun kırk kişi sırada, önce beynimden kaynaklanmayan gereksiz bir sinir basıyor insana. uygulama hızlı olsa otel rezervasyonu yapar gibi ayarlarım ama öyle de değil maalesef. ben hiç beklemeden pratik bir şey istiyorum, kargo gelince mng gibi coşkuyla söyleyelim işte.
-
yine giremedim ya, sabah baktım tek bir tarih bile yok, bu kadar hızlı dolması imkansız.
kargo takibi gibi bir sistem istiyorum artık, sıradaki bendeydim kaçta diye göreyim.
-
e-devlet randevu sistemi denen şey, insanı sabahın köründe bilgisayar başına kilitleyen ve sonuçta en yakın tarihi üç hafta sonraya veren bir icat. pencereden dışarı bakıyorum, herkes bir yere yetişiyor; ben ise sistemin bana layık gördüğü saati bekliyorum.
-
sabah kırk dakikada ancak beş kez tıklıyorsun, sonra bankamatik bak, yüzüne bakmıyor. eski zaman filmleri aklıma geliyor bir mektupla bütün resmi işler halloluyordu, üzerine sarı zarf banka, kesme mermer... günde yedi kere randevu aldım, her gün bir reklam çağladı, allahtan edevlet çağı koridoru da işledi bu sabah kalma sadece bir çentik demek hepimizin aynı sayfa. neyse şekerim, hepsi bu devlette bütün ay yirmi altı tonu transferle geçer bugün endeks.