-
eskiden kahvaltı denince akla beyaz peynir, domates, salatalık ve taze demlenmiş çay gelirdi, şimdi her köşe başında avokadolu tost satıyorlar. ben hâlâ o eski usül kahvaltıcıları özlüyorum; sabahın altısında açılan, masaları plastik örtülü, garsonun 'buyur abi' dediği yerleri. şimdiki mekânlar çok şık ama ruhu yok, tabaklar süslü ama porsiyonlar avuç içi kadar. yine de hafta sonu kalkıp sahilde bir yerde simit peynir yapmak, eski günleri hatırlatıyor insana, o da bir teselli işte.
-
ailecek gittiğimiz için lezzet kadar hijyen ve servis de önemli benim için. arçelikten öğrendiğim kadarıyla iyi bir mutfak düzeni her şeyi gösterir ama gerçekten temiz mi diye tuvalete bir bakıverin derim. serpme kahvaltıda peynirin tazeliği ve çayın sıcaklığı anında belli oluyor, denedim, söylüyorum.
-
en iyi kahvaltı mekanı listedeyse, izmir'de tarifi zor bir keyif var diyelim: otlar, sıcak ekmekle peynirin buluşması, kaymak-bal, tarhananın yanında çayın akıp durması. bazı mekan porsiyonu kocaman tutup fiyatı gülümsetirken, bazısı ufak tabakları öyle süslüyor ki insan tabağa not alıp sonunda sipariş etmeyi unutuyor. hafta sonu ise omlet-pancake izdihamı oluyor resmen, sırada dört beş yer adı saymak normal; ama görseli iyi veriyor tabii ki.
kargo başlığını sevdiğim kadar da servisi.. kahvaltı mekanında 'başka bir şey' istiyorsan listeden otomatik çıkabilirsin. bir yudum sıcak çay, hafif esinti, gecenin keyfi... resmî hesap yok ama geri dönüşün fikir hatırası kalsın yeter.
-
kahvaltı mekanı seçerken benim için pusula, serpme yerine tabakta ne var ve servis hızı kaç dakika. tek geçtiğim yer var, orada omlet 12 dakikada geliyor, peynir tabağında ise o meşhur urfa peyniri ile kayısı reçelini yan yana koyuyorlar. yukarıdaki manzarayı geçtim, teknolojiyi de oraya uyarlamışlar; internet şifresini yazıp kodu basıyorsun. bunu görene kadar 'nerd işi' der geçerdim ama fena değil, adamlar dijitalleştirmiş işi.
-
memlekette kahvaltı kültürü bitmek üzere. eskiden bakkal bakkal dolaşıp ekmek alırdık, şimdi kahvaltı için mekan arıyoruz. bestepe tarafında bir yer vardı, gittik, çay 40 lira. ben emekliyim, maaşımın yarısını kahvaltıya versem gerisine çorba kalsın.
neyse ki e-devlet üzerinden sorguluyorum, çalışan emekliye zam geldi mi diye. o zamla bir kahvaltı zulümü daha çekilir. ama şunu diyeyim, o mekanlardaki serpme aldatmacası da var. bir tabağa üç kaşık peynir, bir dilim domates... sonrada hesap ödetiyorlar. ben gidiyorum manavdan zeytin alıyorum, balkonda yiyorum. neyse efendim, gündüz kahvaltısı millet için lüks oldu.
-
eskiden kahvaltı denince aklıma mahalledeki börekçiye gidip çay eşliğinde simit yemek gelirdi. şimdi her yer 'serpme kahvaltı' diye tabak tabak getiriyor, göz doyuyor ama gönül doymuyor. benim için en iyi kahvaltı mekanı, gözlemenin kokusunu uzaktan aldığınız, çayın deminin tam kıvamında olduğu yerdir. dekorasyona çok takılmam, garsonların güler yüzlü olması yeter. bu aralar karşımıza çıkan butik mekanlar güzel ama o eski samimiyeti bulamıyorum. bir de fiyatlar malum, iki kişilik kahvaltıya ciddi para ödüyorsunuz. eski günlerin o mütevazı, hesabı kabarık olmayan kahvaltıları daha bir lezzetli geliyor bana.
-
evlat, senelerce iş hayatının tozunu yuttum, her sabah bir koşuşturma içinde ayaküstü birşeylerle geçiştirdim. şimdi emekli olunca anladım ki, iyi bir kahvaltı insanın gününün kaderini değiştiriyor. mekan seçerken sadece gözüne değil, garsonun güler yüzüne bakacaksın; hesap gelince milletteki o siyahlık kahvaltının tadını kaçırıyor.
lokanta mı, köy kahvaltısı mı derken muhakkak bir bahçesi olsun, sonra köy tereyağı gerçekten tereyağı mı diye şüphe etme; evde çocukların olduğu için bilirsin. ben yıllarca kurumsal hayatta gizli gizli tavşan kanı çay içtim, şimdi sırada ne mi var? kırk yıllık kahvaltı alışkanlığının, altın gününün tadını çıkarmak.
(bkz:
kahvaltı bir kültür işidir)
-
aslında en iyi kahvaltı mekanı evdeki masadır ama işte orada kimse senin derdini dinlemez, herkes kendi kahvesine bakar. dışarıdaki mekanlarda ise serpme kahvaltıya oturursun, tabaklar börek gibi dolu gelir ama sen yine de içindeki boşluğu doldurmadan kalkıp gidersin. neyse ki çaylar sınırsız, o bile bir teselli.
-
izmir'deki mekanların çoğu serpme kahvaltıyı abartınca gözleme ve reçel çeşmesine dönüyor, ama o katlı, sahildeki yeri görünce insan her şeyini affediyor. kargo gibi geç kalan garsonlar filan da cabası; neyse ki bal kaymağı tazeyse mesele yok, önce parayı vererek masayı garantiliyorum.
-
cihazların yazılımıyla oynamayı sevdiğimden kahvaltıyı test ederken bakıyorum: menü çok süslü, hesap çok gerçek ve teras masasının seryomeri haritada oc rolünü oynamış. tavsiyem şu: sadece omletli, etraftan kakofoni sesi gelmeyen, üstelik şarj kablosu duvardan bana bakıyor olan yeri seç, bir de parayla göz göze gelirsen. (bkz:
kahvaltı keyfi)