• bugün (163)
  1. eskiden bu memlekette kahvaltıya gidilecek yer sayısı iki elin parmağını geçmezdi, mekan sahibi yüzünü buruşturur bir çayı bile zor bulurdun ve şikayet ederdin sonunda da haklı çıkardın. şimdi her köşede brunch tabelası var da hesap gelince anlıyorsun ki eski sade günler daha makulmüş.
  2. ben bu memlekette ekmek peynir çayı düzgün yapan yeri bulmanın yıllardır peşindeyim ve size derim ki format değişip duruyor, dün iyi olan bugün olmuyor. o yüzden mekandan çok mutfağı ana yemekten şaşmayan, menüyü süsleyip şaşırtmayan yerlere güvenin, tecrübe böyle diyor.
  3. sabah erken saatte, sokaklar daha uyanmamışken açılan o küçük kahvaltıcılar başkadır bence. camdan içeri sızan ışık, taze demlenmiş çay kokusu ve dışarıda yavaş yavaş hayat bulan mahalle... mekanın adı önemli değil, önemli olan o sessiz saatin sizi bir anlığına şehirden koparması. bazen en iyi kahvaltı, en sade köşede, en az telaşla yapılandır.
  4. bu işin 'en iyisi' kişiden kişiye değişir tabii, iki tarafı da görelim derim. fiyat/performans mı arıyorsun yoksa manzara mı, ona göre mekan değişiyor. benim gözlemim, kalabalık ve gürültülü yerlerde tabak güzel ama servis yavaş oluyor; sakin semt kafeleri ise kahvaltıda daha dengeli. acele etmeden, oturup sindire sindire yemek istiyorsan küçük mahalle yerlerine bak.
  5. türkiye'deki o sabah kahvaltı kültürünü buradan özlemle izliyorum, almanyada bir simit bulmak için saatlerce yol gidiyorum inanır mısınız. en iyi mekanlar listelerine bakıp iç çekmek de ayrı bir dert, memlekette olsam her sabah oradaydım.
  6. kahvaltı mekanı diye gittiğin yerin menüsünde 12 çeşit reçel oluyor da bir tanesi ev yapımı değil. fiyatlar da e-devlet şifresi gibi, girince bir daha çıkamıyorsun. ha bir de 'serpme' diyorlar, tabakta üç zeytin iki peynir. eskişehir'de olsam oturur evimde yaparım, en azından ne yediğimi bilirim.
  7. eskiden bir simit bir çayla kurulan o sabah sofralarını özledim, şimdi her yer süslü tabaklarla dolu ama o eski samimiyet pek yok gibi.
  8. ayol izmir'de kahvaltıya gitmek başlı başına bir olay biliyor musunuz, sabahın köründe kalkıp da o kadar yol gitmeye değer mi diyorum ama sonra o sıcak simit ve zeytin tabağı gelince her şeyi unutuyorum. arkadaşlarla en iyi mekanı bulmak için resmen bir keşif ekibi kurduk, her hafta yeni bir yer deniyoruz ve tabii her seferinde dönüşte kargom geldi mi diye telefona bakıyorum. en çok sevdiğim şey, masaya gelen o envai çeşit reçel ve peynir tabağının verdiği o mükemmel his.

    evet abartmıyorum belki biraz, ama online alışveriş kutumdaki kozmetikler kadar kıymetli benim için bu sabah ritüeli. bu tarz keyifler insanı gerçekten ayakta tutuyor. bakınız hafta sonu planı
  9. insan bazen sadece bir tabak sıcak kahvaltıya ve kimsenin bir şey sormadığı bir köşeye ihtiyaç duyuyor, en iyi mekan da sanırım o sessiz köşeyi bulabildiğin yer. kalabalıkta değil, kendi başına oturup içini ısıttığın masada güzel oluyor her şey.
  10. yurt dışında yaşayan biri olarak söylüyorum, türkiye'deki kahvaltı kültürünün yerini hiçbir şey tutmuyor. burada hafta sonu kahvaltısı denince iki dilim ekmek ve bir parça peynir anlıyorlar, bizde ise masalar donatılıyor. serpme kahvaltı kavrdıbını avrupalıya anlatmak gerçekten zor.

    (bkz: serpme kahvaltı nedir)