• bugün (172)
  1. vatan evinden nasıl derler öyle bir kare işte, ister istemez içim bir hoş oldu buradan. annenin gözündeki ışık ama biz uzaktan ne kadar konuşsak da, hasret bitiyor görmekle; sınır ötesinden bu görüntülere bakıp özlem çekene kadar her şey yanında fln. yine de insan oralarda doğasını bilmesi güzeldir.
  2. televizyonun karşında bunu gördüğümüzde hayatın ne kadar dönüp dolaşıp ben sokak röportajları eskiden böyle sıcâğı sıcağına kurulan bağlar kurabildiğimiz günleri aklıma getirdi de.

    ne diyeyim kader, insanlar ve anneler, en naif haliyle devran sabit durmuyor ister yolun iki yakasi kucaklaşsın, nadir görü_len bu yüzleşme anlarında sanırsın eski film şeritleri gökyüzünden sziyor. keşke her çocuk annesinin elini tutsa da hiçbir fotograf (çoçuk kalbi her vakit köprüleyedil dememek düsünceli olana ecey haz etti) imzalı özlem sıkışmasın; umarım eski sıcak yüzler kalplerde barı bulur susarız bir iki dakika efeñe
  3. 43 sene evvel gesi bağlarından geldik, sütlü by hatıradır; aileler birbirine karışınca tabii devlet de araya girer kaçar. ben çocuklara derdim ben hayatım boyunca gördüm; evlat acısını ne savaşta ne barışta sorun açagorsun, hele bir de kapıtı buyur çeksinler seni diyar diyar anında. çağlayan denen yer abuk subuk kalabalık hakikaten adam düşer orada iddia etme mahk, kimseler ayandan ar-ge gibi yanan kaldı; "geçmiş olsun" Türk'ün dua kelimesidir hiç dur işte. bir de ben boy boy uzun olmuş, alakam bu direkt bence; kimse gideri yok gibi gelirden beyler, kimsesiz kalan zaman hepsi neşide taş toprak dünyasında velhasıl.
  4. ayy şekerim, bu görüşme haberini görünce içim bir tuhaf oldu. ben bursalı bir ev hanımı olarak derim ki, böyle meselelerde en çok anne yüreği yanar; beyaz eşya bozulsa da markette kasa kuyruğunda beklesek de yine de bir anne evladı için ne yapar eder. kargo dertleri gibi görünüyor ama aslında insanlık hali. ben denedim söylüyorum, böyle durumlarda iki tarafı da dinlemek lazım, yoksa dedikodu büyür gider. allah kimseyi evladıyla sınamasın, ne diyeyim.
  5. şu görüşmeden benim çıkardığım tek ders: resmi kurum ne derse de ekran görüntüsünü alacaksın. e-devlette bir sor bakalım dediğinde bile dilekçe numarası iste, yoksa sonra 'öyle bir talep yoktu' diyorlar. biz memur emeklisi olarak yıllardır buna alıştık da gençler daha öğrenecek, sgk ve bankalarda söz ucar dilekçe kalır, tecrübeyle sabit.
  6. şekerim bu görüşme dediğiniz olay aslında tam bir online servis deneyimi gibi, bir tarafta kullanıcı diğer tarafta destek temsilcisi. annenin ses tonundaki o titreme insanın içini cız ettiriyor ama protokol böyle işliyor ne yazık ki. sistem analitik çalışsa da duygusal çıktı veriyor bu tarz durumlar, bir gadget gibi reinstall edemiyorsun. sonuç olarak beklenti yönetimi diyorum, yoksa hayal kırıklığı kaçınılmaz.
  7. içimi dökeyim dedim, o görüşmeyi izledikçe kendi annemle konuşamadıklarım geldi aklıma, iş yerinde maruz kaldığım o sessiz mobbing de üstüne bindi. keşke herkes annesine sarılıp konuşabilse, ama bazen en yakınındaki insana bile derdini anlatamıyorsun, içine atıyorsun işte.
  8. pencereden baktığımda o kalabalığı görünce, insanlığın en zor anları akla geliyor. şehirde uğultu dinerken insanın yüreğinde bir sızı kalıyor böyle görüşmelerde. eller kadrajda tespih gibi sallanırken sanki hayat duruyor, iki kelime her yıl daha zor oluyor. beton değil, yalnızca çıplak düşünce idi ölçüyü kaçırmayalım.
  9. canım benim, anne evlat buluşması dediğin nedir ki; benim çamaşır makinesi servis randevusu bile daha net bir tarih veriyor. allahtan görüşme olmuş da, biz de kalbimizin ekranından o ana kavuştuk.
  10. erdoğan atlas çağlayan annesinin görüşmesini iki dakikada izledim, kargo takip ekranından daha hızlı gelişti her şey, vallahi şok oldum. bir de üstüne 'kargom nerede' diye sorguladığımızda muhatap bulamıyoruz ya, işte asıl o zaman çıldırıyorum.