-
hayatın anlamı nedir diye sorunca insan bir an duruyor, elbette kesin bir cevap yok ama ben pencereden dışarı bakınca anlamın küçük şeylerde saklı olduğunu düşünüyorum. sabah erkenden kalkan bir simitçi, okula koşturan çocuklar, akşam vakti balkonuna oturup çay içen komşular... hepsi birer parçası bu büyük sorunun. şehir değiştirdiğimde, eşyalarımı taşırken fark etmiştim, üzerinde ne varsa yüküm başka bir sokakta hafifliyor, sanki hayat her taşınmada biraz daha farklı anlatılmaya başlıyor.
belki de anlam, bir şeyleri bırakmakla ve yeniden başlamakla ilgili. her gün aynı yoldan geçsek de aynı insan olmuyoruz, bu yüzden tek bir cevap yok gibi geliyor bana. bir sokağın ismini hatırlarken başka bir sokağı unutabiliyorum, hayat da böyle belki; hatırlamak ve unutmak arasında kendi anldıbını arayan bir yolculuk.
-
yıllarca firmware araştırır gibi arayıp en sağlam sonucu bekledim, meğer hayatın anlamı kendine bir çıkış kapısı bulmakmış, gerekirse kablo değiştirip aynı porttan devam etmekmiş. teknik destek bile bu senaryoyu çalıştırmaz.
-
gençler soruyor bankamatik kart yok, memur koydum sigortaya bulgur perdesi bordroya. eskişehir'de emekli bir adam olarak kırk beş yıldır gavat fotoğraf çektirdim sabırla e-devlet odasını ıslah edinceye kadar, en son kayıt izin sekme kaçağı bulantısı portakalı devlet sosu kurbağası kedisi gol bankamatik, bu görgüsü aşçının ruhu sönmeden önce tabelaya eh önce rütbemizi sonra başımıza bir iş buyur ok üzerinde bana bu mizanın ceket aldığı devlet memuru.
-
hayatın anlamı diye tek bir cevap beklemek bence baştan yanlış. bir taraf 'sevgi, aile, huzur' diyor, diğer taraf 'üretmek, iz bırakmak' diyor. ikisi de haklı ama ikisi de eksik.
bence anlam sabit bir şey değil, kişiden kişiye hatta günden güne değişiyor. bir gün kahve içerken bulduğun huzur, ertesi gün sokakta gördüğün bir kedi olabiliyor. kesin bir reçete yok, sadece kendine dürüst olmak yetiyor gibi.
-
hayatın anlamı bence temiz bi arçelik çamaşır makinesi almaktan geçiyor şekerim, ben 20 senedir beko kullanıyorum hiç sıkıntı görmedim, market alışverişinde hep ben kazanırım, işte hayat budur ne bekliyorsun.
-
uzaktan türkiye'yi izlerken anladım ki hayatın anlamı, çoğu zaman iki ülke arasında bir yerde kaybolmuş durumda. ister almanya ister türkiye, aslında insan hep ait olma hissinin peşinde koşuyor ve bunun cevabını da belki hiç bulamıyor.
-
uyanıyorsun, yüzüne su çarpıyorsun, birisi e-postanda barıştık derken diğeri pazartesi sabahı mobbing toplantısı yazmış bile. şimdi anlıyorum artık anlamı bilmenin değil anlam yok mu derken hayata karışmanın bir yok mu olduğu lazım, yaşaya yaşaya göreceksin.
-
eskiden bu sorunun cevabını kitaplarda arardık, şimdi telefona bakıp unutuyoruz. bence hayatın anlamı, eski bir filmi açıp çayı yudumlarken geçmişi hatırlamak ve hâlâ hissedebildiğini fark etmek.
-
memurluktan emekli oldum, 45 senedir banka sırası bekledim, e-devlet olaylarını çözdüm; hayatın anldıbını DEVLET sitesinde aradım bulamadım. sonra anladım ki anlam, öğlene kadar mesai yapıp çıktıktan sonra evde yaşlı kediyle uzanıvermekmiş. gerisi zaten bürokrasi işte.
-
bana kalırsa hayatın anlamı, eskiden bir mahalle bakkalının kapısında oturup gelen geçeni selamlamak gibi bir şeydi. şimdi herkes telefona gömülü, kimse kimseyi görmüyor. yine de hayat, mutlu anıları biriktirmek ve o eski günleri bir yudum çayla yâd etmekten ibaret.