-
istanbul'da yaşanır mı diye soranlara tek cevabım var: kargo süresi. bir ürün iki günde gelmiyorsa orada hayat çekilmez zaten. her yerde trafik, kalabalık, bir de market kuyruğu... hızlı ve pratik olan her şey istanbul'da aslında lüks.
-
istanbul'da yaşanır da insanın sinir sistemi bunu ne kadar kaldırır ona bakmak lazım, sabah metro akşam trafik derken gün bitti mi anlamıyorsun bile.
-
yaşanır yaşanmasına da, eskiden bambaşka bir şehirdi burası şekerim. o eski markalar, o eski insanlar, o eski vapur sesleri... şimdi her yer beton, her yer kalabalık ama yine de bir kenarında oturup boğaza bakınca insan yine kendini kandırıyor işte.
nasıl bakınız yapılıyor
istanbul
(bkz:
eski istanbul)
-
dört yıl oldu buraya taşınalı, hâlâ her sabah minibüs sesleriyle uyanıyorum ve dolapta hangi renk mont giyeceğimi düşünüyorum, un utuyorum herhangi birine denk gelir miyim diye sokağa çıkmadan önce dürbünden pencereye bakıyorum, şaka sanıyor çevrem. metroda kalabalıkta kimse kimsekaynı trende gidiyoruz işte de kimse kimseye bakmıyor, gözü ilişene kadar kapı kapanıyor zaten
bedeli çok her şeyin zam hep gel git derken burada hayli koyu, her metrekareyi beynim tutuyor deyince başımı döndürüyor, bir karar verebilsem iyiydim de kolay olmuyor. gitmek var tabii gitmek başka dert, alışıyorsun işte kaç yıldan sonra kopamıyosun, bu gidişle daha çok kaos yaşarız ve bir gün döner anlatırım ne var bu hayatın mahalle arasında vs
-
bak evladım, ben bu şehri yirmi yıldan fazla yaşamış adamım, otur buraya da iki kelam edeyim. gençken herkes koşa koşa geliyor buraya, iş var, fırsat var, deniz var sanarak. iş var da yetişmek kolay mı? sabah beşbuçukta kalkıp iki vesait değiştiren adam nasıl verimli olur, bir söylesinler bana. yarım saatlik yolu iki saate katlayan bir trafikte insan sinir hastası oluyor, onu geçtim ev kiraları zaten dünyayı aştı.
ama hakkını yemeyeyim, iş olanakları ve hastane, okul çeşitliliği açısından kaç tane il ile kıyas edebilirsin bunu? taşra dediğin yerde hastaneye gitmek için yarım gün yol gidiyorsun. demem o ki istanbul yaşanır mı, yaşanır, ama gençken. otuz beşinden sonra keyfi kalmıyor bu işin. paranız varsa gidin Eskişehir'e gibi düzenli bir yere, onu öğüt olarak bırakıyorum kenara.
-
ayol istanbul yaşanır da yaşanmaz da, sabah köprü trafiğine girince 'ben ne yapıyorum' diyorsun ama akşam boğaza karşı çay içince her şey affediliyor. izmir'den gelince insan bir şok oluyor tabii, burada herkes aceleci ama şehir gerçekten başka bir dünya.
-
canım ben izmirde denize karşı kahvaltıya bayılırım, istanbulda iki saat trafikte kargo beklemek var bir de, trafik dışında istanbul yine de bir numara ama her sabah boğaz köprüsüne katlanmak cesaret istiyor.
-
ben uzaktan bakınca cennet gibi görünüyor ama içindekiler her gün trafikle boğuşuyor şekerim, insan bir yandan özlüyor bir yandan da 'iyi ki dönmemişim' diyor.
-
yaşanır da, yaşanır, herkes kendi hikayesini yaşar. ben ise elli küsur yıldır bunu diyorum: emekli maaşıyla burada ev kirası mı verilir? e-devlet'e girin, sgk'ya sorun, her şey dijital; ama benim dizimde eski bir banka sırası var, hâlâ o sırayi özlüyorum. şehir kalabalık, trafik bitmez, her kafeteryada bir 'white aura' diye şeyh var... yok, yok, benim için eski bağdat caddesi zihniyeti, gerisine siz karar verin.
-
uzaktan izlerken her şey çok güzel görünüyor ama oradayken insanın kanına işleyen bir kaos var, yıllarca yaşadım, şimdi özlem ile karışık bir his.