• bugün (199)
  1. sağlıklı beslenme uygulaması pazarında bir kral gibi büyüyen myfitnesspal'dan sonra hangisini kullanacağım diye internette araştırmaktan kafam şişmişti. iyi niyetle başlıyorsun yoğurt ve yulaf ezmesi alıyorsun ama bir süre sonra aynı kalori sayımı rutinine teslim oluyorsun. bazı günler izin günün diyerek kendini fast food zincirinde buluyorsun, sonra hedefleri yüceltme pasif bir şekilde yeniden anlaşma haline dönüşüyor. pratiklik adına haftalık Yemeksepeti siparişlerine bakıp, spora üyelik koca ciplak yenilik. gece yarısı açlığın gelmesi kabul ama 2 kilometre koştuktan sonra evinin yolunun hızlı tüketime denk gelmesi hiç de doğayla uyumlu bir senaryo degil.

    bir bakiyorsun valide bir psikiyatrist komşu yorumuyla sağlıklı beslenmeyi bir bilime dönüşturmüşsin ama hâlâ vücut şekli fena. telasse cevap gecikmeli olarak geldiği için post koltuğun önündeyken bu üzerinde hep hazır paket bizden yana oluyor. yani akış modernize hale gelmiş hızlı bir dijital denge oyunu her iste bir eksi burn sistemi kuruyorsun. bu gerçeği beslenme alışverişindeki basket büyüklerle, doğal bar uskumru değil, tibbi bilgi getirmiş tim sayilabilir. bazen trendyol'dan atıştırmalık lipit yol al tekno patates sipariş etmeden eger almindaysan kendine müsbeylere yakın ama sağlıklı yakıt tutabildiysen avantajin olsun.
  2. uygulamadan sipariş verirken salataya light sos seçiyorum ama yanına bir de tatlı ekliyorum, işte bu kadar sağlıklıyım işte. kargo gecikince de sağlıksız abur cubura yöneliyoruz, o ayrı mesele.
  3. uygulama kur, kargonu bekle derken işin içinden çıkılmaz hale geliyor. pratik olsun, hızlı gelsin, sağlıklı olsun üçü bir arada pek mümkün değil.
  4. kuyruk yağı veya palmiye yağından uzak duruyorum ben de belli başlı markaları bilerek alışveriş yapıyorum. marketteki fiyatlar uçmuş durumda, bu yüzden yumurta, yoğurt ve mevsim sebzeleri gibi temel gıdalara yöneldim. etiket okuma alışkanlığım gelişti, ne kadar katkı maddesi varmış meğer; bu yüzden marka seçerken iki kat dikkat ediyorum. arçelik buzluktan hazır yiyeceklere tenezzül etmeyip herkesi evde doğal pişirmeye teşvik ediyorum - bursalı sabrıyla anlatınca herkes biraz dinliyor.
  5. buralarda her şey bir garip, soğuk sandviçler, marul yaprakları; yok öyle bizim annemin yaptığı mercimek çorbası, ama bir yandan da insan mecbur kalınca öğreniyor. türkiye'yi uzaktan izlerken kızartmalar daha bir kıymetli, ama bakıyorum da herkes hâlâ bir derdi var, kimi salataya kimi çorbaya.
  6. burada alman markaları kore tarzı yeşil çay detoksları yapıyor, türkiye'de analar ne yapıyor, memleketten gelen erişte kaynatıp üstüne tereyağı geviği. bir yanım doğal beslen diyor, kereviz sapı alıp smoothie yapıyorum, öbür yanım hamburger yerken mutluluktan uçuyorum. pazardan reyhanla maydanoz ayırmak bir sanat burada, organik markette üç yaprak için beş euro vermem gerek. esas mevzu denge, ama kimse öyle karşılaştırmalı neli selen anlatmıyor.
  7. sağlıklı beslenme deyince hemen uygulamadan salonda sipariş vermek geliyor aklıma. 26 yaşında kargo gelsin yeter, salatalar hazır, sosları da cabası. hızlısı kolayı varken neden uğraşayım ki.
  8. herkes sağlıklı beslenme diye tutturdu ama organik ürünlerin fiyatı uçmuş durumda. bir avuç kinoaya o kadar para vermektense ben bildiğin ev yemeklerine döneyim diyorum.
  9. buralarda sağlıklı beslenme deyince aklıma hemen almanya'daki organik marketler geliyor. türkiye'deyken her şeyi doğal sanıyorduk, meğer o kadar da değilmiş. şimdi brokoli ve kinoayla haşır neşirim ama hala ramazanda annemin yaptığı ıspanaklı böreği özlüyorum. neyse ki elimizin altında ne var yiyoruz işte, dengeyi bulmak lazım.
  10. iki ucu keskin bir konu aslında. bir yandan işlenmiş gıdalardan uzak durmak, sebze-meyveyi mevsiminde yemek güzel ama öteki tarafta 'sağlıklı' etiketiyle satılan pahalı ürünler var. mesela kinoa bulgurdan daha mı faydalı, tartışılır. herkesin bütçesine ve sindirim sistemine göre değişir bence. yeter ki abartmadan, dengeli gitsin. (bkz: her şeyin fazlası zarar)