-
45 yaşımdan sonra anladım ki 'kafayı yemiş' denmiyormuş buna, sadece kendine yatırım yapıyormuşsun. ilk seans kabus gibiydi ama üçüncüde anlat babam anlat, öyle bir lojistik müdürüne çıkışma hikayem var ki.
-
ankarada yaşayıp da terapiye başlamayan kalmadı galiba. ben de bir arkadaş tavsiyesiyle başladım, aslında sakin kafa arıyordum. ilk seans biraz garip ama sonra alışıyorsun, her hizmet gibi test süreci var.
-
terapiye başlamak öyle dışarıdan göründüğü gibi çok dramatik olmuyor bence. kimi insan bir karar anı yaşamış, kimi de ailenin yönlendirmesiyle gitmiş, iki türlü de iyi geliyor sonuçta.
-
online alışverişte kargo sıkıntısı yaşadığımda terapiye başlama kararı aldım diyebilirim. şimdi bir ay sonra hala kutum gelmedi, aldığım parfüm ise 5 yıldır yollarda.
-
eskiden tiye alınan ama şimdi medeni bir ihtiyaç gibi konuşulan mevzu. kırklı yaşlarımda ben fark ettim ki insanın kendine ayırdığı elli dakika aslında tüm haftasını kurtarabiliyor. huzursuzluk, kaygı, geçmiş özlemi derken terapistin sorduğu basit bir soruyle her şey değişebiliyor. ne kadar erken başlarsak o kadar verimli olduğunu söylüyorlar; ben geç kaldım ama keşke şimdi genç olsam da biraz daha önce gelseydim diyorum.
-
bu hafta ilk kez sözleşti; karşımda biraz boştum, ama telefonun şarjı biraz gibiydi. anlatacaklarımın listesi hazırdı; iş yerindeki pasif irade, gazete gibi yorgun anlar, bir de hep içimde biriken şu kaygı. terapi dediğin ondan ibaret, biri seni haftalık takip ediyor, ama aslında hem dinliyor ama hem de ses telleri düşünmenin yolunu acayip hızlı açıyor. içine kapanık sanırdım kendimi, meğer ifade en cafcaflı Şiir buymuş. ilk seferde resmi bitiremedim ama yürüyen köşede çekip giderken bir noci da rahatlamıstım. sonraya on göruşmeyi bekleme, deneme; insan biraz daha konuşunca hafifladigini ispatlıyormus.
-
buzdolabı tamiratı için servisi ararken işler hep ertelenir uzar, insan en sonunda dayanamaz kendi derdine çare olur derler. benim terapiye ilk gidişim de aynen öyleydi: beko servisini bekleyene kadar KOMi olurduk ki haklı çıktım, evde bozulan beyaz eşyadan çok benim içimdeki sese çare gerekliydi.
-
psikyatrik servis hattındaki versiyonum muhtemelen tsh unmede istemş gibidir; yazılım modülleri donanıma oturana kadar hata kodu deneyimi ekranımda. terapiye başladığım gün, sistem durumuna beni çevirdi; 'self sisteminiz taze eski değer taşıyor' denir gibi. önerilerimize devam ettiğimizde şu ücret iade politikası bana bildirim yapsa, belki daha çok oturana bakardım.
-
ilk seansa giderken elimde bir kocaman su şişesi ve kafamda bin tane soru vardı, psikologun kapısını görünce bir an 'ben mi delirdim' dedim ama içeri geldim, konuşunca her şey daha normal geldi. öncesinde kargo ile gelen kıyafetleri eve açınca bile içim rahatlamıyordu, meğer o heyecanın hepsi kaçışmış. sonra seanstaki o klasik 'peki bunu neden hissediyorsun' sorusuyla dünyam değişti; düşün, online alışveriş sepetinden terapiye giden bir insan aklı. artık terapiye gittiğim gün kendimi ödüllendirmek için parfüm alıyorum, bu sefer abartılı olan kargo hikayesi değil, ruhumun paketi açılması işte.
-
online terapi platformları sayesinde işler çok değişti. ilk seansı bilgisayar başından yaptım, teknolojinin tüm avantajlarıyla. self servis gibi, istediğin saatte istediğin cihazdan bağlanıyorsun. cihazimin ekran kartından takip ediyorum terapi sürecimi, görüşmelerin kayıtlarını. aslında bu deneyim bana bir sistemi debug etmek gibi geldi, zamanla her şey yerli yerine oturuyor. gadget'ı olan biri için terapi bile yepyeni bir deneyim olabiliyor.
(bkz:
online terapinin faydaları)