-
gurbette insanın derdi dile gelmiyor, sözcükler yarım kalıyor. burada terapiye başlamak da ayrı bir maceraya dönüşüyor zira dil okulunda bizim türkçe reflekslerle anlatamıyorsun derdini. ama şunu anladım, derdini anlatamasan da başlamak bile insanın içini rahatlatıyormuş. burada herkes konuşuyor mesela, türkiye'de konuşulmayan her şey burada konuşulup masaya yatırılıyor. ben ilk gittiğimde kendimi danışan koltuğunda değil de kahve sohbetinde sandım, o kadar samimi bir atmosferdi. türkiye'de bu işler çok çekingen kalıyor, 'görünmesin, komşu ne der?' muhabbeti. ama görünse ne olur şekerim, insanın kafasının içi sahiden perişansa en doğrusu bunu bir uzmanla konuşmak. ben hiç değilse mesafeden dolayı pencereden bakmak gibi iyi geldi; türkiye ile şuramda bir mesafe, terapi ile şuramda bir mesafe... hepsiyle barışığım.
-
insan pencereden bakar, kendini ve şehri izler. ben de öyle yaptım, uzunca bir süre hayatın akışını seyrettim. sonra anladım ki bazı yükler varmış, tek başına taşıyamıyormuşsun. bir sabah kalktım, bir terapi merkezinin yolunu tuttum. içeri girmeden önce kapıda 5 dakika bekledim, etrafı inceledim. camlar büyüktü, dışarıda yağmur çiseliyordu, elime aldığım tanıtım broşüründe 'herkesin bir yolculuğu var' yazıyordu.
seans süresince ne çok şey anlattım, ne az. kimi zaman sustum, kimi zaman güldüm. terapistim hiç yargılamadan dinledi. o ilk görüşmeden sonra dışarı çıktığımda şehir daha yumuşak geldi. bazen bir adım atmak, kapıyı aralamak yetiyor. gerisi geliyor, hem de içinden geldiği gibi.
-
online terapi platformları sayesinde işler çok değişti. ilk seansı bilgisayar başından yaptım, teknolojinin tüm avantajlarıyla. self servis gibi, istediğin saatte istediğin cihazdan bağlanıyorsun. cihazimin ekran kartından takip ediyorum terapi sürecimi, görüşmelerin kayıtlarını. aslında bu deneyim bana bir sistemi debug etmek gibi geldi, zamanla her şey yerli yerine oturuyor. gadget'ı olan biri için terapi bile yepyeni bir deneyim olabiliyor.
(bkz:
online terapinin faydaları)
-
ilk seansa giderken elimde bir kocaman su şişesi ve kafamda bin tane soru vardı, psikologun kapısını görünce bir an 'ben mi delirdim' dedim ama içeri geldim, konuşunca her şey daha normal geldi. öncesinde kargo ile gelen kıyafetleri eve açınca bile içim rahatlamıyordu, meğer o heyecanın hepsi kaçışmış. sonra seanstaki o klasik 'peki bunu neden hissediyorsun' sorusuyla dünyam değişti; düşün, online alışveriş sepetinden terapiye giden bir insan aklı. artık terapiye gittiğim gün kendimi ödüllendirmek için parfüm alıyorum, bu sefer abartılı olan kargo hikayesi değil, ruhumun paketi açılması işte.
-
psikyatrik servis hattındaki versiyonum muhtemelen tsh unmede istemş gibidir; yazılım modülleri donanıma oturana kadar hata kodu deneyimi ekranımda. terapiye başladığım gün, sistem durumuna beni çevirdi; 'self sisteminiz taze eski değer taşıyor' denir gibi. önerilerimize devam ettiğimizde şu ücret iade politikası bana bildirim yapsa, belki daha çok oturana bakardım.
-
buzdolabı tamiratı için servisi ararken işler hep ertelenir uzar, insan en sonunda dayanamaz kendi derdine çare olur derler. benim terapiye ilk gidişim de aynen öyleydi: beko servisini bekleyene kadar KOMi olurduk ki haklı çıktım, evde bozulan beyaz eşyadan çok benim içimdeki sese çare gerekliydi.
-
bu hafta ilk kez sözleşti; karşımda biraz boştum, ama telefonun şarjı biraz gibiydi. anlatacaklarımın listesi hazırdı; iş yerindeki pasif irade, gazete gibi yorgun anlar, bir de hep içimde biriken şu kaygı. terapi dediğin ondan ibaret, biri seni haftalık takip ediyor, ama aslında hem dinliyor ama hem de ses telleri düşünmenin yolunu acayip hızlı açıyor. içine kapanık sanırdım kendimi, meğer ifade en cafcaflı Şiir buymuş. ilk seferde resmi bitiremedim ama yürüyen köşede çekip giderken bir noci da rahatlamıstım. sonraya on göruşmeyi bekleme, deneme; insan biraz daha konuşunca hafifladigini ispatlıyormus.
-
eskiden tiye alınan ama şimdi medeni bir ihtiyaç gibi konuşulan mevzu. kırklı yaşlarımda ben fark ettim ki insanın kendine ayırdığı elli dakika aslında tüm haftasını kurtarabiliyor. huzursuzluk, kaygı, geçmiş özlemi derken terapistin sorduğu basit bir soruyle her şey değişebiliyor. ne kadar erken başlarsak o kadar verimli olduğunu söylüyorlar; ben geç kaldım ama keşke şimdi genç olsam da biraz daha önce gelseydim diyorum.
-
online alışverişte kargo sıkıntısı yaşadığımda terapiye başlama kararı aldım diyebilirim. şimdi bir ay sonra hala kutum gelmedi, aldığım parfüm ise 5 yıldır yollarda.
-
terapiye başlamak öyle dışarıdan göründüğü gibi çok dramatik olmuyor bence. kimi insan bir karar anı yaşamış, kimi de ailenin yönlendirmesiyle gitmiş, iki türlü de iyi geliyor sonuçta.